|
| Yatçılık ve Türkiye |
 |
|
Yatçılık ülkemizde her geçen gün daha da gelişmekte olan bir sektör olmaktadır. Fakat Türkiye nüfusunu yatçılıkla ilgili olan sektörlere oranlarsak çok geride olduğumuzu söylemek yanlış olmaz. 2007 yılı verilerine göre Türkiye'de bir yılda ortalama 90 motoryat, 380 orta boy motorlu tekne ve 300 yelkenli tekne satılmış.Bunun yanında İstanbul'da bir günde trafiğe 700 araç daha ekleniyor. Siz de görüyorsunuzki Türkiye'de yılda satılan tekne sayısıyla, sadece İstanbul'da bir günde trafiğe çıkan yeni araç sayısı neredeyse eşit. Ayrıca yatçılığın gelişmesini denizcilikle bağlantılı olduğunu unutmamak gerekir. O yüzden gene İstanbul'u örnek verirsek toplu ulaşımın sadece %3'ünde deniz yolları kullanılıyor. Denizciliği ikinci plana atan bir devlet politikasını izlediğimiz açık ortada. |
|
|
 |
|
Yüksek Vergiler ve Yabancı Bayrak
Ülkemizde deniz taşıtı almak isteyenlere yüksek vergiler uygulanıyor. Halen yelkencilik ve yatçılık zengin hobisi olarak görülüyor. Halbuki bugün yeni bir araba fiyatına 7-8 metre boyunda bir yelkenli yada 8 metrelik bir motoryat alabilirsiniz. Bugün tekne almak isteyenler alacakları tekne fiyatının neredeyse %28 i kadar daha devlete vergi ödemek durumunda bırakılıyor. Durum böyle olunca yabancı şirket kurularak, tekne yabancı şirket üzerine kayıt yaptılıyor ve vergiden muaf olunuyor. |
|
Sadece bu durum yüzünden her yıl yüzlerce teknemiz yabancı bayraklı yapılmaktadır. Kendi marinalarımızda Türk Bayraklı teknelerimizin sayısı giderek azalıyor. Marina'ları gezerseniz göreceksiniz Amerika'nın bir eyaleti gibi görünmekteyiz. Bu durumda hatayı denizlere kavuşmak isteyen yurttaşları değil denizciliği zengin hobisi gören hükümetlerde aramak gerekir. |
|
|
Olumlu Gelişmeler
Her ne kadar olumsuklardan bahsetsemde çok olumlu gelişemelrin olduğu yadsınamaz. Geçen yıl Türkiye dünyanın en büyük ikinci yelkenlisini İstanbul / Tuzla'da üretti ve sağlam bir şekilde teslim etti. Her geçen gün yelkenli tekne üreticileri çoğalıyor ve bunları takiben malzeme üreticileri, yelken okulları, denizcilik kursları açılıyor. İstanbul'da 1700 tekne kapasitesine sahip Kalamış-Fenerbahçe Marina'larında yer bulunmuyor, tekne almak isteyenler sıraya giriyorlar. Yeni marinaların inşasına başlanıyor. Yat yarışlarına giderek artan bir ilgi var. İstanbul boğazında yapılan bir yelkenli yat yarışına 80'in üzerinde tekne katılıyor. Bazı tersaneler kapasitesini doldurmuş durumdalar.
Yat Turizmi ve Yağmacılar
Üç tarafı denizlerle çevrili cennet ülkemizin güney ve batı koylarında özellikle yabancılar yat kiralayarak gezinti yapmak için sıraya giriyorlar. Yaz ve bahar sezonda rezervasyonsuz bir tekne bulmak çok güç durumdadır. |
 |
Ülkemiz için büyük bir gelir kapısı olan bu kaynağı yağmacılar yüzünden tehlikeye atıyoruz. Meclisten geçen ve orman arazilerinin satışına izin veren yasalar sonucunda sakin koylara yerleşimin gelmesi tüm doğallığı bozmaktadır. Öyleki karadan ulaşımı olmayan cennet koylara karayolları yapılarak bir ticari rant elde edilmektedir. Tüm bu durumlar yatçılık sektörüne onarılması imkansız yaralar açmaktaıdr, turizmi baltalamaktadır. Cennet koylarımız taşlaşmakta ve yeşil yok edilmektedir. Bunların yanında bu işten ekmek yemekte olan bazı yatçılık firmalarımız teknelerini, doğaya son derece zararlı deterjanlarla şuursuzca yıkamakta ve atıkalrını cennet koylara bırakmaktadır. |
|
|
|
 |
|
Sonuç
Emin ve hızlı adımlarla gelişmekte olan yatçılık sektörümüzün tüm sorunlarının çözülmesini beklerken cennet vatanımızın güzel koylarını korumaya almalı, çevreye zarar verenleri şiddetle uyarmayı görev saymalı, bu sektörün gelişmesinden faydalanan ve yeterli bilgiye sahip olmayan kişilerin yatçılık eğitimleri vermesini, kaptanlık yapmalarını görmezden gelmemeliyiz. Ülkemizi güzel koylarıyla ve temiz deniziyle tanıtan, bizi bir yat cenneti gösteren yabancı medyada daima yer almamız dileğiyle...
|
| ________________________________________________________________________________ |
|
|
|
|
|